21 Ağustos 2016 Pazar

Bu bir adalet savaşıdır

Atatürk’ün ‘İstiklal, istikbal, hürriyet, her şey adaletle kaimdir’ sözündün esinlenerek ‘Adalet, Sizsiniz’ oyununu kaleme alan Ümit Denizer, ‘Adalet, Sizsiniz’in oyuncuları Taner Barlas ve Rutkay Aziz ile Türkiye’deki sanat ve adalet üzerine konuştuk
3 yıldır sahnelenen ‘Adalet, Sizsiniz’, Antalya’da 92. gösterimini yaparak yaklaşık 40 bin seyirciye ulaşmış oldu. Repliklerin sık sık alkışlarla kesildiği oyunda final sahnesiyle birlikte alkışlar daha artarak tavan yaptı. 3 tarihi olayın anlatıldığı oyunda, Sokrates’in Atina’da siyasetçiler tarafından ölüme mahkum edilmesi, Galileo’yu’nun kilise tarafından mahkum edilmesi ve Amerika’daki burjuva hukukun mahkum ettiğini İtalyan göçmen işçinin yaşadıklarını anlatan Yazar Ümit Denizer,  “Bu oyunu Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘İstiklal, istikbal, hürriyet, her şey adaletle kaimdir’ sözünden yola çıkarak yazdım.  Finalde Rutkay Aziz, ‘bu bir adalet savaşıdır. Binlerce yıldır süregelen. İstiklal, istikbal ve hürriyet ancak adaletle yaşar” diyor. Bu yüzden ‘Adalet, Sizsiniz’ diyoruz seyirciye” diye konuştu.

ÜMİT DENİZER
Oyunu yazma fikri nasıl oluştu? Neden ‘Adalet, Sizsiniz’?
Oyunu 2011 yılında yazmaya başladım ama 2012 yılında son halini aldı oyun. O dönemde ülkemizde ergenekon, balyoz, oda tv davalarına tanıklık ediyorduk.  Bu durum isyan ettirdi beni. Elimden gelen işle cevap verdim. İşte bu oyun çıktı ortaya.
 ‘6 ÖDÜLÜMÜZ VAR’
Oyun sahnelenmeye başlamadan ödül aldınız. Nasıl geliştiğini anlatır mısınız?
Oyunu yazdım. Kim oynar diye düşünürken bir oyun yarışması olduğunu gördüm gazetede.  Oraya gönderdim. Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü. 2 yılda bir yapılıyormuş. Ve her yıl da konu değişiyor. Oraya gönderdim. Sonra öğrendim ki 54 oyun metni katılmış yarışmaya. 54 metin içinden birinci seçmişler. Daha oyun sahnelenmeden, okuyarak çok beğenmişler ve ödül verdiler. Bayağı kalabalık bir dinleyici karşısında ödül aldık. Oyunumuz sahnelendikten sonra da önemli ödüller aldık. Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nde jüri özel ödülüne layık görüldü oyunumuz. Lions Kulüp her yıl ödül verir. Yılın en iyi oyunu ve yılın en iyi sahne tasarımı ödülü verdi. Direklerarası Seyircileri Derneği var. Türkiye’de örgütlüler, profesyonel eleştirmen değiller. Tiyatro severler olarak sahnelenen oyunları takip edip ödüllendiriyorlar. Anadolu şehirleri de dahil buna. Dernek, en iyi özgür temalı oyun ödülünü verdi.
ADALETE İHTİYAÇ OLAN HER YERDE OYNANACAK
92. oyununuzu Antalya’da oynadınız. İzleyiciyi nasıl buldunuz?
Çoğu diyalog alkışlarla karşılandı. Finalde tüm salon ayağa kalkıp alkış yağmuruna tuttu. O kadar güzel bir manzara ki… Bazı oyunlarda seyirci gerçekten ayağa kalkma ihtiyacı duyar. Bu oyun da tesadüfen bütün seyirciyi ayağa kaldırıyor.  Miting gibi bitiyor. Çok hoşuma gidiyor. O kadar gösterim yapıldı, hala coşkuyla seyrediliyor, eskimiyor. Adalete ihtiyacı olan her yerde oynanacak bir oyun diye düşünüyorum.  Antalya’daki gösterim 92. Gösteri. 100 gösteri İstanbul’da tamamlanacak ve tiyatrodaki güzel geleneklerden biri olarak tören düzenlenecek.
Finalde de ‘Adalet, Sizsiniz’ diyerek bitiriyorsunuz…
Evet, oyunun final cümlesinde seyirciye ‘Adalet, Sizsiniz’ diyoruz. Yani herkesin sahip çıkması gerekiyor adalete. Ancak öyle sağlanır. Sadece hukukçulardan beklememek gerekiyor. Hak aramak gerekiyor. Temelinde o var. İnsanlarda bir korku var, evet. Onu yenecek şey de korkunun üstüne gitmek bence. Eğer bu vatanda özgürce, geleceğe güvenle bakarak yaşamak istiyorsak adaleti sağlamak gerekiyor. Kimseden beklemeden. Kendimizin sağlaması gerekiyor.

TANER BARLAS
BİNLERCE İNSANIN BAŞINA GELİYOR
Adalet mücadelesi verirken ‘Yeter artık, yeter artık…’ diye haykırıyorsunuz oyunda. Geç gelen adalet, adalet midir sizce?
Geç gelen adalet, adalet değildir diye bir söz. Maalesef her zaman öyle oluyor. Hem Türkiye’nin hem dünyanın kaderinde olan bir şey. Her zaman değil ama çoğu kez haksızlıklar oluyor, idam edildikten sonra insanların suçsuz oldukları anlaşılıyor. Belki binlerce insan var tanımadığımız. Onlar tanınmadan, suçsuz oldukları halde öldürülüyor, ya da hapislerde senelerce sürünüyorlar. Şimdi daha da bilinçli yapılan bir şey var. Yani oyundaki İtalyan göçmenler Sacco ve Vanzetti de olduğu gibi. Orda bilerek göçmenlere, işçi sınıfına gözdağı vermek adına yapılan böyle bir cezalandırma bugün hala geçerliliğini koruyor.
AZINLIKTAYIZ, DİNAZORUZ
Türkiye’deki sanatın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şu dönemde biz azınlıktayız, dinazoruz. Türkiye’nin sistemi bu. Sanat, insanları aydınlatır, sorunları gösterir, seyircinin soru sormasını sağlar. Soru sormayın diye sanata baskı yapan, komedi türü, magazinel şeyleri öne çıkaran bir yapı var. Ne lüzumu var başını derde sokasın? veya işsiz kalasın? İnsanlar daha konformist, rahatına düşkün. Böyle bir tercih yapmışlar. Biz azınlık olarak çırpınıyoruz bir şeyler yapabilmek için. Ya hep beraber ya hiçbirimiz... Bu kadar sanatçı toplu olarak birşeyleri uyandıramazsak, bir şeylere vurup ses çıkmasını sağlayamazsak, bireysel olarak yaptığımız çıkışlar olarak kalırız. Yaptığımız senede bir oyun. Burada topladığımız 2 bin kişi. 78 milyon insan var Türkiye’de. Hangisine ulaşabiliyorsunuz? Televizyon diye garip bir araç var. İnsanlar onun karşısına geçip evlendirme programı seyrediyor. Siz gidip bir oyun oynayacaksınız. Hafızasında bir anı, bir söz, Haldun Taner’in de dediği gibi perdeye asılı kalıyor. Bir hareketim izleyicinin aklında kalıyor, onun dışında her şey yitip gidiyor. 
Tiyatro biletlerinin pahalı olmasını konusunda yapılan eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pahalı tabiki. Öğrencileri biliyoruz. Yaşam standartlarını biliyoruz Türkiye’deki.  Bunları göz önüne aldığınız zaman 50 lira vermek, 40 lira vermek bir öğrenci için pahalı geliyor kuşkusuz. Ama ne yaparsınız ki tiyatro da ancak yaşamını bu paraları aldığı zaman sağlayabiliyor. Oyuncusuna para verebiliyor, turnelere gidiliyor, konaklıyorsunuz. Bunun bir gideri var. Her tiyatro da bu kadar seyirci potansiyeline sahip olamayabiliyor. Biz bu kadar kalabalık oynuyoruz. Her gittiğimiz yerde salonu dolduruyoruz ama doğru dürüst iş yapan tiyatrolarda var ve bunlar gittiği zaman o kadar seyirci toplayamayabilir. O zaman işte sattıkları bilet ancak kendilerini geçindiriyor ve ayakta tutabiliyor.
SEYİRCİYE YAKIN OLMAK GEREKİYOR
Tiyatro sahneleri de büyüdü artık. 2 bin kapasiteli salonlarda oynuyorsunuz…
Tiyatro biraz entim bir sanat. İnsanın gözünün yaşını görmesi lazım, akan terini görmesi lazım. Onun için mümkün olduğu kadar seyirciye yakın oynamak gerekiyor. Küçük salonlarda oynarsın. Evet. 10 kere oynarsın. Ama en azından izleyici daha çok tadına varır, daha çok içine girer, daha çok söylediğini anlar. Şimdi biraz uzaktan, mesafeli izliyor seyirci. En arkada oturan seyirci küçücük görüyor sahnedeki kişiyi. Silüet olarak görüyor. Sesini belki iyi duyuyorsun ama ne yapıyor adam, aksiyonu ne? O zaman alabileceğiniz yüzde 90 keyiften fedakarlık yapmış oluyorsunuz veya insanları cezalandırmış oluyorsunuz. Artık sanat çok pahalı bir uğraş haline geldi. Ekonomik sıkıntının içinde yaşayan insanlar eğer sanata para ayırıyor ve geliyorlarsa demek ki sevdikleri ve bir şeyleri seyretmek için geliyorlar. Onlara hak ettiği sanatı vermek lazım.
SORGULANMAYAN HAYAT, YAŞAMAYA DEĞMEZ
‘Adalet’ ile ilgili ne söylemek istersiniz?
Kafası işleyen insan susturulamaz. Yaşamak isteyen insan bir şeylere karşı çıkacaktır. Olumsuz gördüğü şeylere karşı çıkacaktır. Ve lafını söyleyecektir, söylemesi gerekir. Sorgulanmayan hayat, yaşamaya değmez. Biz tiyatrocular pek konuşmayı sevmeyiz aslında. Çoğu arkadaşımız sever ama ben pek sevmiyorum. Çünkü yaptığımız iş zaten ortada, sahnede görünen bir şey. Biz buyuz, düşüncelerimiz bu, yaşam tarzımız bu. Biz işimizi yaptığımız sürece mutluyuz. İşimizi yapamazsak ihtiyarlarız ve göçeriz. Bizi ayakta tutan yaşama bağlayan şey yaptığımız iş.

RUTKAY AZİZ
BU GÜNLERİ AŞACAĞIZ
Adalet hep geç mi gelir?
Bu ülkede geç geliyor tabi. Onun acısı da yıllardır çekiliyor. Çekilmeye de devam ediyor. Dış dünyaya baktığınızda özellikle Avrupa’da adliye sarayları ki saray mı diyeceğiz artık adına bilmiyorum. Güven vericidir. Daha baştan, girerken size bir güven verir. Duruşma salonları da öyledir. Ama Ergenekon davasında iyi kötü duruşmalara gitmiş biri bu duruşma salonlarından adil bir yargı sonucu çıkmaz dedim. Çıkmadı da zaten yıllarca. Nasıl kazanırız tekrar adaleti bu anlamda bilemiyorum. Bu tabi toplumun eğitimiyle, kültürüyle, bilinçli bir yurttaş olmasıyla çok bağlantılı açıkçası. Bu günleri aşacağımızı umuyorum.
Sanatçı olarak korkuyor musunuz?
Korkmak… İnsanoğlu korkar ya. Bu çok yadırganacak bir şey değil. Ama bu korku nereye kadar? Kendi ilkelerimizden, onurumuzdan, dünya görüşümüzden, duygularımızdan, düşüncelerimizden ödün verecek noktaya gelmişse o zaman yaşamayız zaten.  Oynadığımız oyuna ters düşeriz. Finalde ettiğimiz bir takım laflar var. Yılgınlığa, suskunluğa, teslim olmaya yer yok diyorsun. Bu cümleyi ben çok seviyorum, çok sık kullanırız. Mesele esir düşmekte değil; mesele teslim olmamakta der Nazım. Asıl mesele o. Bunu becerebilecek miyiz? Bakalım.
Siz ne yapıyorsunuz adalet için? Gençlere öğütleriniz var mı?
Oyunumuzu oynuyoruz, söyleyişlere gittiğimizde konuşuyoruz. Gençler ülkelerini ve dünyayı bilinçli bir şekilde takip edecekler. Hem ülkelerini, insanı ve emeği sevecekler. Mümkün olduğunca parayla özdeş yaşamayacaklar. Kendilerini insanlığa sorunlu hissedecekler. Sorgulayacaklar. Sorumluluk hissedecekler. Hayatlarını sadece salt kendi çıkarları üstüne oturtmamaları gerek. Böylesi bir hayatın anlamı yok. Bizim büyüklerimiz emek en yüce değerdir diyerek büyüttü. En önemli mesele cehaletten kurtulmamız, nasıl kurtulacağız bilmiyorum ama. Bu eğitim sistemiyle daha cahil bir toplum olacağız büyük ihtimalle. Bu gidiş onu gösteriyor.
Umudunuz yok mu? Mutsuz musunuz?
Mutlu olmanın pek olanağı yok. Yani insansan üzüntünü çekiyorsun, acı çekiyorsun. Bazı küçük şeylerden mutlu oluyoruz işte. Diyelim seyircimiz ayağa kalkıp bizi alkışladı. Sürekli mutlu olmanın da bir anlamı yok herhalde. Umut da her zaman olmalı. Umutsuz bir hayat düşünülemez. Yani geldikleri gibi gideceklerine inanıyorum. Ama zamanını bilmiyorum. 
İstiklal, istikbal, hürriyet, her şey adaletle kaimdir- Mustafa Kemal Atatürk
(Antalya Life 84.sayıdan)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme